31 Aralık 2007 Pazartesi

yeni yılınız kutlu olsun


Yeni yılın tüm arıcı dostlara hayırlı olması,sevenleri ve sevdikleri ile beraber sağlık ve mutluluk getirmesi dileklerimle ...

30 Aralık 2007 Pazar

Pazar günü çektiğim işkence

Bu sene hem kuraklık hemde yok yılı olması dolayısı ile zeytin ağaçlarında da fazla ürün yok,ancak yinede az kişiyle zeytin toplamaya yeltenildiğinde işlerin bitmeyeceği aşikar, bu nedenle benim fazla yardımsever(!) biraderimi ailesiyle beraber yardıma çağırdım.




(Ağaca gözlükle çıkmasına ne demeli :))) )

Ben dizeyim sen bak; şiş elime battı batacak..


Tek başına ne zormuş bu işler , diz diz bitmiyor...

Sende ateşle ilgilen bari bacanak!!
çevir abi çevir yanmasın sakın bak

Belimizi doğrultalım

Bi kenarda nasibime düşeni götürüyorum



Götürünnnnnnnn, kalmayacak sonraaa ( bacanağın diline dikkat !!)

Her şey nasiple; arsanın eski sahibi misafirimiz oldu kısa süreliğine...


Buda bizin otlakçımız şımarık..Sürekli çevremizde şirinlikler yaparak hayatının bir gününü daha tok geçirme uğraşında.

Pazar günü faaliyeti


Yılın son pazar günü, tam bir haftadır uzak kaldığım arılarımın yanına sabah kahvaltısından sonra gerekli hazırlıkların yapılmasının akabinde heyecanla gittim.
Yaklaşık bir aydan beri yağmayan havanın güneşli olması dolayısı ile arılarımın sanki yazmış gibi oldukça seri bir şekilde çalışmaları devam ediyordu.

Bu arada en çok merak ettiğim hadi ayaklarında getirdikleri polenleri çıplak gözle görüyoruz ama acaba bal olabilecek bişeylerde getiriyorlarmı yuvalarına?




Fotoğrafta görünen kovan giriş deliği içerde aşırı nem yoğuşması olmasından dolayı tarafımca (Sayın ZAYBİR Başkanı Selahattin GÜNEY abimizin tavsiyesi üzerine) bugün bu hale getirildi; Girişin sağ tarafı arıların rahat girip çıkabilmesi için yaklaşık 3cm boyunda açık bırakıldı, sol tarafı ise tabandan 2 mm yükseklikte olacak şekilde çıta, raptiyelerle tutturularak kapatıldı

Bu şekilde içeriye bir miktar daha hava akımı girişi sağlayacak uygulama yapılmış oldu.Sonucunu önümüzdeki günlerde göreceğiz çünkü bende merak ediyorum.

24 Aralık 2007 Pazartesi

Fotoğraflar

Bugünlerdeki polen depoları (sarmaşık yapıda bir bitki türü; adını bilmiyorum ama arılar hemen keşfetmişler) az miktardada olsa görünüşe bakılırsa arıların uğrak yeri olmuş ...
polenle dönenler



yavru uçuşundan bir enstantane

zeytin toplayan ben( ne işkenceymiş bu işler, her tarafım yara oldu ağaç tepelerinde)
Buda yağmurlu havada yolda kalan kamyonetim ( az biyol kalmıştı ama malesef nuh dedi peygamber demedi kaldı oracıkta) Muhtelif bitki örtüsü içerisinde buda kuşburnu

BAYRAMDA BİZİMKİLER

Bayramda bizimkilerde yavru uçuruyorlardı; işte videosu

20 Aralık 2007 Perşembe

GÜNEŞLİ FAKAT ÇOK SOĞUK GÜNDE GİRİŞTE BİR YABANCI ÇEKİM YAPIYOR

Arılar hava soğuk olduğu için çekilmişler yuvalarına,nadiren kovana giriş çıkışlar mevcut ancak çekim yaptığımı farkettikleri anda hemen hareketlilik başladı.Fazla rahatsız etmeden biraz görüntü aldım,aslında üst kapaklarını açıp içeriyede göz attım oluşturdukları salkıma ama fotoğraf çekemedim; bir dahaki sefere!! Kızlar izmirin soğuk havası ile yeni tanışıyorlar çok fazla alışkın değiller bu kadar soğuğa

http://video.google.com/videoplay?docid=-7694533370519974140&hl=en

19 Aralık 2007 Çarşamba

İYİ BAYRAMLAR

Sevgili arı dostu tüm kardeşlerimin mübarek Kurban Bayramını en içten dileklerimle kutlar,aileleri ile birlikte daha nice sağlıklı ve mutlu bayramlar geçirmelerini yüce Allah'tan niyaz ederim.Sevgi ve saygılarımla

17 Aralık 2007 Pazartesi

Arıların sırrı

You tubede tesadüfen bulduğum ve arılarla ilgili olarak hazırlanmış güzel bir videoyu sizlerle paylaşmak istedim.İzlemenizi tavsiye ederim, etkileyici ve düşündürücü!

http://www.youtube.com/watch?v=VEhlVlDPt4Q&feature=related

13 Aralık 2007 Perşembe

GÜNÜN ÖZETİ


Bugün 13.12.2007 ve Ülkemizin taraftarını en çok memnun eden futbol takımlarından biri olan Fenerbahçemizin avrupada en iyi ilk 16 takım arasına kalmasının verdiği mutlulukla güne neşeyle başladım.Aklımda yaklaşık bir haftadır yağan yağmur sonrası arılarımın ne durumda olduğu düşüncesi ile bir an evvel onların yanına gidip durumlarını kontrol etmek var.Ama tabi öncelikle uzun zamandır yaptığım görüşmeler sonucu ancak bugüne nasip olan ve ertelenmemesi gerek bir işide bitirmek zorundayım;


Arıcılık merakı içimize işlediğinden bu yana arıcılığın yanında öğrenmemiz gereken ve zaman içerisindede yapmak zorunda olduğumuz bazı işler kendiliğinden bizi olayın içine çeker,bunları tek tek saymaya gerek yok sanırım.



Gelelim asıl konuya,sabah kahvaltısından sonra bindim kamyonete doğru bacanağın kapısına dayandım hadi gidiyoruz diye :) , Yolculuk doğruca Torbalıda bulunan Çevre ve Orman il Müdürlüğüne bağlı ağaçlandırma fidanlığı.



Fidanlık yetkililerine derdimizi (ballı bitkilerden almak istediğimizi) anlattıktan sonra hangi tür fidanları alacağımızı Beyazkovan sitesinden indirdiğim listeyi mevcut görevlinin eline verince konu daha iyi anlaşıldı.Tabi bu dikilecek ağaçlar yaklaşık olarak 4-5 sene sonra belki nektar vermeye başlayacak ama yinede bir yerden başlamak lazım.Sonuçta sabit arıcılık yapıyoruz!!


Sayı olarak 110 tanesi akasya ve geri kalanının diğer türlerden oluştuğu yaklaşık 250 adet fidanı ücretini ödeyip tekrar dönüş yoluna koyulduk.


Çıplak köklü olması dolayısı ile hemen dikilmesi gereken akasya fidanlarını dikmek üzere işe ancak öğleden sonra başlayabilmiş olmamız yine ayrı bir şanstı bizim için , çünkü yağmurun yağması an meselesi idi.


Yarım günde çalışan sayısı iki kişi olması dolayısı ile 73 adet fidanı bahcede diktikten sonra saat 4 olmuştu ve bizde bitmiştik tabi,Arı sevdalısı olmak insana neler yaptırıyor işte görüyorsunuz . Bir zamanlarbana birisi bana bütün bu yaptıklarımı yapacağımı söylese belkide inanmazdım ama hayat bu işte!


Yarın yani cuma günü fidan dikim işlerine tabiki devam edeceğiz ve ben bütün bu yaptıklarımın sebebi her ne olursa olsun (insanlık için,doğa için,gelecek için,arılarım için,vatan için,sağlığım için) güzel şeyler olduğunu düşünüyorum.




Bu arada arılarımın yanındada bir sigara içimi mola vermektende geri kalmadım laf aramızda;onların uçuş tahtasında olmamaları hiçte tuhafıma gitmedi çünki hava gayet soğuk ve kapalı , onlarda sanırım birbirlerini kucaklamışlar gelecek kuşakları için yaradanın onlara verdiği ömrü tamamlamak için oldukça ağırdan almanın formüllerini düşünüyorlar.Haydi hayırlısı.




Kovanörtü tahtası ve üstüne örttüğüm bezler.


Buda başka bir kovan.Sırasıyla üstte örtü bezi-örtü tahtası-battaniye veee en üstede kovan üst kapağı geiyor.

Kovan içi daraltma tahtası ve ardında kalan boşluğu doldurduğum strofor parçaları.

Son olarak benim şımarık köpeğim,öyle bir bakışı varki hadi işi gücü bırak benle oyun oyna der gibi melül melül bakışı yokmu ,İnsanı nasılda etkiliyor dünya tatlısı , ama bugün onunla fazla ilgilenemedim.Kalın sağlıcakla...

12 Aralık 2007 Çarşamba

Günlük yaşama dair bir kaç tavsiye

Bugün işyerinde pc başında otururken nerden geldiğini bilmediğim bir yazıyı tekrar okuma fırsatım oldu ve sizlerle paylaşmak istedim. Umarım hoşunuza gider.


Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU"

Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun-göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız." Vücudunuz yetenekli bir enerji dönüşüm merkezidir. Taşıdığınız trilyonlarca hücre, besinlerle aldığınız gücü enerjiye çevirebilen organcıklarla donatılmıştır.

Yiyecek ve içeceklerle aldığınız gücü kullanılabilir enerjiye çeviren süreçler, müthiş bir düzen içinde tıkır tıkır işler. Bu süreçleri etkileyen pek çok faktör var. Yaşınız, cinsiyetiniz, hormonal metabolik yetenekleriniz, genetik mirasınız ve kişisel sağlık hikayeniz bunlardan bazılarıdır.

HAYAT bir enerjidir. İhtiyacı olan enerjiyi beden ve ruhun o müthiş işbirliğinden alır. Yürümek, koşmak, konuşmak, duymak, uyumak, gülmek, kızmak, yazmak gibi hayata ilişkin pek çok şey bu enerjiyi kullanır.Ne vücudunuzun bol bol enerji üretmesi, ne de kalorileri yüklenmesi kendinizi canlı ve güçlü hissetmenize yetmez. 'Enerji' ve 'canlılık hissi' arasındaki ilişkiyi sadece kaloriler belirlemez.

Canlılık hissinde, biraz ruh sağlığının ve biraz da duygusallığın yeri olması gerekir.COŞKUYA ÖNEM VERİN. Enerjik ve canlı kalmayı, eskilerin deyişi ile 'taş gibi olmayı' istiyorsanız, hayatın gücünü sadece yediklerinizde, içtiklerinizde aramayın.

'Hayat çorbası'nın içine birer tutam huzur, coşku, sevinç ve birer parmak keyif, heyecan ve ümit katmaya bakın! Hayat enerjisinin sadece yedikleriniz, içtiklerinizde gizli olmadığının farkına varmalısınız. Sağlığın 'bedensel ve ruhsal tam bir iyilik hali' olduğunu unutmayıp fiziksel metabolik süreçlere takılıp kalmamalısınız.

Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun-göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız. Saydığımız bu ve benzeri sorunlar, çoğu kez bedenden kaynaklanmıyor. Biraz korku, endişe, üzüntü veya güvensizlik dolu olan tabancayı bir anda patlatıyor.

Eğer ruhsal enerji üretiminizin yeterli olmasını istiyorsanız şu önerileri bir kenara not alabilirsiniz.ACELECİ OLMAYIN Yavaşlayın. Sağlıklı bir ruh, bedeni ile yan yana yürüyen, ona gecede gündüzde, korkuda sevgide, tasada, endişede eşlik edendir.

Ruhunuzu bedeninizden ayırmayın, onu koşturup yormayın.İşe 'yavaşlayarak başlayın'. Ruhunuzu hayatın doğal hızına, olağan ritmine bırakın. Yemenizi içmenizi, aşık olup sevmenizi, yürümenizi, düşüncelerinizi, mümkün olduğu kadar yavaşlatın.Acele etmek için çok da acele davranmayın.Beden ve ruhunuza baş başa kalmaları, konuşup anlaşmaları için zaman bırakın.

Daha yavaş yemeye, dinlenmeye, uyumaya, zamanı uzatıp daha fazla yaşamaya, hayatı daha çok paylaşmaya bakın.Eğer hayata daha çok değmek, huzur, keşif, neşe eklemek, hayatı geçmemek istiyorsanız birinci adımın hep aynı olduğunu unutmayın. İşe yavaşlayarak başlayın.

DİRENÇLİ OLUN,Size daha çok sağlık veren şeyin yalnızca pasta, börek, hamburger ve kurabiyelere gösterdiğiniz direnç olduğunu sanmayın.

Kaliteli ve formda bir hayat istiyorsanız direnmeniz gereken çok şey var: Karamsarlık, korku, endişe, panik, hiddet, kızgınlık, kabalık, kin ve nefreti hayatınıza sokmayın.

KIZIP SİNİRLENMEYİN, Kızmayın, sinirlenmeyin. Her şey, her zaman daha önce hesaplanan, ölçülüp biçilenden farklı boyutlar kazanabilir. Çevrenizde sizi üzen, bunaltan şeyler bazen yoğunlaşabilir. Bunları 'çevresel kirlenme' gibi algılayın.'Huzurlu olmak, içe dönük yaşamda daha önceden örgütlü olmaktır. Kafa karışıklığı, güçlük, çatışma ve karşıtlıklar hep olacaktır.

Marifet, bu durumlarda da sinirlenmemek, kızmamaktır. İç sükuneti, olabildiğince korumaktır' diyor Vincent Peale. Huzur ve sükunetin ürettiği enerji, temiz ve organik bir enerjidir.Kızgınlık, öfke, nefret gibi zararlı katkıları ihtiva etmez. DAHA ÇOK SEVİN Daha çok hayat enerjisi üretmenin en kolay yolu daha çok sevmektir.Sınırsız, karşılıksız sevmektir. Sevgi oktanı en yüksek, fiyatı en ucuz yakıttır.
Bagajınıza daha çok sevgi yükleyin. BAZEN BOYUN EĞİN.Kabul edin!

Gerektiğinde direnmelisiniz. Ama uzun süreli dirençlerin, beyhude karşı gelmelerin, uzamış streslerin adrenalin, kortizon ve ensülin gibi fazlası can yakan hormonları artırdığını bilmelisiniz. Biraz şans, kader, kısmet ve biraz da ilahi takdir hayatın içinde mutlaka yer almalıdır.


Böyle durumlarda Nehru'dan yararlanın:'Hayat iskambil oyununa benzer. Elinize gelen kartlar gerçekliği temsil eder. O kartlarla oyunu nasıl oynadığınız ise özgür iradenizi...'Elinize iyi kartlar gelmediğinde, mevcut kartlarla yetinin. Bekleyin, kabul edin,

'Bu da geçer' deyin.Hayat sonsuz bir enerjidir. Bu enerjiyi sürekli olarak üretmek, üretirken tükenmemek, tüketmemektir. Kirletmemek ve iyi yönetmek gerekiyor. Marifet hayatı uzatmakta değil, hayatı mutlu kılmakta, ona yeni ve farklı hayatlar ekleyip ritmini ve hızını bozmamaktır. İnsanlar şişirilen kasları, silinen kırışıklıkları ile genç kalmıyor.

Genç kalmak, yaşadığıyla övünebilmek, istediğinde başını alıp gidebilmek, istediğinde kaldığı yerden ya da sil baştan başlayabilmektir.

Hayata taraf olmaktır.

Hayatı ıskalamamaktır

Hayatın içinde kalmaktır.

Hayata her yaşta ve her sabah yeniden başlamaktır...

1 Aralık 2007 Cumartesi

GEL GEL TAZE KEMİKLİ ETE GELL




Bahçede açlıktan kemikleri sayılan ve bizimle tanıştıktan sonra yeniden hayata dönen av köpeği cinsi olduğunu düşündüğüm bir cins köpek.Her bahçeye gidişimde mutlaka kasaba uğrayıp onun için bişeyler almadan gidemez oldum artık oraya.Bugün yani cumartesi günü daha varır varmaz hoşgeldiniz dercesine yanımıza koşarak gelen ve tabi gelmesiyle onun için getirdiğim etli kemiklere saldırması bir oldu.aramızda kalsın bazılarınıda daha sonraki günler için biryerlere saklamayıda ihmal etmiyor uyanık!!
Kendisi ile tanışıklığımız arttıkça şımarıklık dereceside gittikçe artmaya ve yanımdan ayrılmamaya başadı , ve ben arılarımın yanındayken kovanların etrafında gezinmenin cezasını sırtından yediği iğne ile ödedi tabii :))) Arı iğnesini yediği anda yerlerde nasıl sırt üstü yuvarlandığını görecektiniz, öyle hoş hareketler yapıyorduki acı ile; ama tabi işimi bırakıp onu kamerayla çekemedim.

30 Kasım 2007 Cuma

HAYATA DÖNÜŞ

Bundan yaklaşık 2 hafta evvel oldukça zayıf düşmüş ve anasıda genç olmasına ragmen bir türlü gelişemeyen bir kovanım vardı.Kovanın gelişememesinin tek nedeni tahminime göre koloninin yaşam süreci döngüsünde mevsim itibarı ve yeterli sayıda bakıcı arı olmaması nedeni ile ananın yumurtlamayı oldukça azaltmış olması sonucunda gittikçe azalan arı sayısı nedeniyle koloni adım adım sona doğru yaklaşmakta idi.Tüm bu olumsuz süreç devam ettiği yetmiyormuş gibi kovanın zayıflığı sebebi ile ayrıca davetsiz misafirlerde ( sarıca arılar) kovana musallat olmuşlar ve kovanın giriş deliğini yol gecen hanına cevirmişlerdi.Kovan giriş deliğini ancak tek bir arının gecebileceği şekilde daraltmış olmama ragmen korkunç bal hırsızlığı olanca hızıyla devam etmekteydi.Hırsızlık olayının tespitinden sonra yaklaşık 10 gün sonra arılığa gittiğimde yaptığım kovan kontrolünde petek gözlerinde bala yada polene benzer en ufak bir emare görünmüyordu.Bu aşamada ne yapmam gerektiğine karar vermem kolay olmadı ; kovanı bulundugu yerde bıraksam sarıcaların hırsızlığı devam ediyor, ana yumurtlamayı bal polen olmadıgı için tamamen kesmiş ve arılar dışarı bile cıkmaz olmuş vaziyetteydiler.Ve geciçi bir süre için kovanı malesef bulunduğu yerden alarak oturdugum şehir merkezinde 4 katta bulunan apartmanın balkonuna getirdim.Burada kışa girmeden önce temin ettiğim fondan şekeri ile bir haftalık beslemenin ardından kovanı tekrar arılığa götürdüm, ama bu sefer tabiki başka bir yere koydum.Bu kovanın gelişme hızına doping yapmak amacı ile diğer 4 adet kovandan, kabarmış iki çerceve bulunan üstüaçık boş bir kovana birer çerceve arı silkeledim ; üstü açık açık olan kovandan yavru arılar hariç diğerleri tabiki eski kovanlarına anında dönüş yaptılar,geriye kalan yavru arılar ise kovandaki boş cercevelere yaklaşık 10 dakika sonra tırmandılar.İşte benim zayıf kovanıma takviye olacak ve hiç bir kavgaya neden olmadan kabul edilecek iki çerceve arıyı hemen söz konusu gariban kovanıma takviye yaptım.Üstlerinede bir güzel fondan şekeri ve kovan içi daraltması ile ısı kaybı önleyici tedbirler alınarak arı kolonisi tekrar yaşama döndürüldü.Bugün yani 30 kasım 2007 tarihinde yani operasyondan bir hafta sonra koloni, tarlacısıyla, kapı giriş deliği bodyguardlarıyla ve bir haftada biten fondan şekeri ile hayat dönmüş bir halde beni nasılda mutlu ettiler.Kışa girmeden evvel bir kolonim daha sönecek diye nasılda huzursuz olmuştum kendimce.Şimdilik kendimi tebrik ediyorum ,:))

23 Kasım 2007 Cuma

İnternetten canlı yayın arıcılık kursu

ZAYBİR Başkanı Selahattin GÜNEY abimizin vermiş olduğu arıcılık kursundan kısa bir kesit videolar bölümünde.Sayın başkanımızın akıcı bir dille, yaşamdan örneklemelerle ve karadeniz esprilerini konuya katarak anlattığı arıcılık derslerini dinleyerek arıcılığı öğrenmek çok zevkli.Öğrencileri ne şanslı insanlar,onları ders dinlerken izleyince gittiğim arıcılık kursunda hiçbir şey öğretilmediğini daha iyi anladım.Darısı sıradaki kursiyerlerin başına,size o öğrenciler adına şimdiden teşekkürler Selahattin abi!!

17 Kasım 2007 Cumartesi

Zeytin toplama faaliyetleri

Bacanak tek başına düşen zeytinleri topluyor.

Yaz boyunca yaptığım tek odalı bahçe evim

Buda yine diğerleri gibi birden bire ve nerden geldiğini anlamadığım bir şekilde karşıma çıkan akrep,Nasılda kuyruk kaldırıyor baksanıza.

Geleceğin nesilleri yesin diye dikilen zeytin fideleri

Zeytin dikim faaliyetleri tüm hızıyla devam ediyor.


Ahmet abi ve yardımcısı

Bacanak ve ahmet abi ile ( İstanbul hatırası gibi :))


Bir günde 300 tane zeytin dikilmezki ama

Karşı yamaçlardan görüntüler

Arılığın genel görünümü

Beleşçi sarıca iş başında





Ziyan olmasın abi , hazır mamul hale gelmiş ürün





Önümüzdeki yıllara hazırlık olsun diye diktiğimiz çiçeklerden biri