25 Eylül 2008 Perşembe

Forbeevar uygulaması ve yabani eşek arılarının saldırısı

Bugün hava sıcaklıklarının yavaş yavaş düşmeye başladığı bölgemizde Varroa için uygulamayı düşündüğümüz jele emdirilmiş şekilde formulasyon edilmiş formik asit içerikli Forbeevar adlı ilacın uygulamasını yapmak üzere arılağa vardığımızda karşımıza çıkan durum vahimdi.


Kovan önlerin tam manasıyla savaş durumu son sürat devam ediyordu.Hemen hemen tüm kovan önlerinde savunma düzenleri alınmış dışardan gelen tehlikeyi savuşturma gayreti gözleniyordu.

Yaradanın harikalarından biri olan arılarımız insanoğluna ders verir nitelikte savunma düzeni almış ve en önde kendini feda etmeye hazır olanlar yer almıştı.Dikkatle incelendiğinde arıların bu davranışı karşısında duygulanmamak ne mümkün!

İnanılmaz derecede sağlı sollu saldırılarına devam eden eşek arıları kaptıkları arıları anında paketleyip götürüyorlardı gözlerimin önünde,

Kovan önlerinde elime aldığım tahta parçasıyla mümkün oldugu kadar onları yoketmeye çalışsamda sonuçta sorunu tamamen çözmek mümkün değil.

Nihai olarak daha sonrasında çevredeki arazide 2 adet eşek arısı yuva bulmuş olmam ve sinek ilacıyla yuvalarını yoketmeye çalıştım ama önümüzdeki günlerde daha kapsamlı operasyon kaçınılmaz.
Aslında sözün kısası, bu seneki eşek arısı yoğunluğu iki yıldır en azami şekilde devam eden kuraklıgın sonucu desek daha doğru.


Kovanlarımı yaz boyunca kaldıkları kestanelikten geçtiğimiz hafta sonu resimde görülen yeni yerlerine getirdim.Arılarımın bundan böyle yakınımda olması dolayısıyla kış için gerekli hazırlıklara hemen başladım.
Arılığın yeni mevkisi ve yaptığım sehpalar oldukça hoşuma gitti.

Bu görüntüde başka bir açıdan ,


Konunun başında bahsettiğim üzere arılığa gidiş sebebimiz yeni elde ettiğimiz FORBEEVAR adlı ilacın kovanlara verilmesiydi. Arılıkta bulunan iki tür termometrenin her ikiside yaklaşık olarak 25 dereceyi gösteriyordu, buda demektir ki en ideal hava sıcaklığı ilacın uygulaması için yakalanmıştı.


Öncelikle ilacımızı kapağını açmadan içerde homojen karışım olması için çalkalamak gerekiyordu ve sonrasında kullanılacak olan kapağın değiştirilmesi yapıldı.
ZAYBİR Başkanı Sayın Selahattin GÜNEY beyin blogunda yaptığı bilgilendirme üzerine varlığından haberimiz olan bu ilaç, hemen tüm internet kullanan arıcılar tarafından bilinen Formik Asitin jele emdirilmiş şeklinden oluşmakta.


Kullanımı oldukça basit, ben şahsen kutudan çıkan prospektüste yazıldığı gibi değilde yine Sayın Başkanımızın önerdiği pratik yöntemi kullanarak nohut büyüklüğünde parçaları çerçevelerin üzerine damlatarak uygulama yaptım.
İlacın kovanlara veriliş şeklini kamera çekimi olarak kayıt yaptım ancak nette oluşan sorunlardan dolayı yüklemesini yapamadım ancak onuda yüklemeye çalışacağım.Olayın özünü zaten tüm arıcı üstatlarımız biliyor.İlacın bizlere sağladığı en büyük avantaj, kovana veriliş şeklinin oldukça kolay olması ve kovan içinde salınımın yavaş olması.
Bundan bir hafta sonra( bayramda)ikinci uygulamayı yapacam, sonucu bende merak ediyorum.




11 Eylül 2008 Perşembe

KATLAR ALINDI

Arıllarımızı kestane için götürdük götürmesine de geri getirmeye fırsatımız olmadı.
Zaten getirsek ne olacaktı ki, her taraf sarı renge bürünmüş aylardır yağmur düşmemiş bu memlekette yeşil renkte hiç bir şey kalmamış...

Çam ağaçlarına bakıyorsun üstünde emare yok.

Sonuç olarak yeşilliğinden hiç bir şey kaybetmemiş doğası halen arılar için bir nebze faydalı olan bölgeye yaptıgımız hafta arası kaçamağında durumlar pek iyi sayılmazdı. Merakla beklediğimiz kekiklerin çiçeklerinin açması sanırım arılara pek yeterli gelmemiş olacakki arılarda yağmacılık eğilimi son haddeye ulaşmış görünüyor.

Şu ana kadar halen katları üzerinde bulunan bir kaç kovanın katlarını indirmekte geç bile kalmışım.Aslında kasıtlı almadım desem daha doğru, en azından üst kattaki çerçevelerdeki balı aşağı çekmeleri için bırakmıştım.

Üst kattaki çercevelerde seyrek sayıda arı oldugu gibi baldan eserde kalmamıştı.


Çerçevelerde bulunan arıları kuluçkalığa silkeleme esnasında hasıl olan durumdan diğer kovanlarda orda neler oluyor dercesine anında kontrol çekmeye başlıyorlardı.dolayısıyla yapabileceğim en hızlı şekilde katlardaki çerçeveleri alarak alt kata arıları sıkıştırdım.

Tümünde olmasada bazı kovanlarda nerdeyse 10 çerceveye yakın arı mevcudu bulunmakta...

Bazı kovanlarda ise daha az sayıda çerceve ve arı sayısı mevcut oldugundan gerekli düzenleme yapıldı.Balı ve poleni çok olan kovanlardan diğerlerine çerçeve takviyesi yapıldı.. Bu arada yagmacılık olayı kendi çapında tacizlerle kovan girişlerinde devam etmeye çoktan başlamıştı.

Belki bu sefer yağmacılık nedeniyle herhangi bir kovanıma en azından ben ordayken birşey olmadı ama ben yokkenneler oldugunu kimse bilmiyor.Taaaki benim bir sonraki kontrolüme kadar.Bir önceki kovan kontrollerinde hatırladığım kadarıyla çok bariz bir hata yaptıgımı sanmıyorum ama iki katlı ve oldukça yogun nüfuslu bir koloniye sahip kovanlarımdan birinde acı gerçekle karşılaştım.İnsanın tecrübesi hayatta yediği kazıkların bileşkesidir derler ya bu işlerde bizim tecrübelerimizi oluşturuyor.

İki katlı kovanı nasıl etmişler ne etmişlerse anlamadım ama kovan resmen büyük bir yağmaya tabi tutulmuş durumda sadece sandığı kalmış vaziyette beni bekliyordu...

Böylece yağmacılık dolayısı ile kovanı sönen arıcı tecrübesinede sahip olmuş oldum,bilgi birikimlerimiz hep kulaktan dolma yada okuma yöntemiyle elde edilen teorilerle oluşturulmaya çalışılırsa, işin uygulama safhası eksik kalırsa olacağı bu.

Arıcılığa ilk başladıgım günlerdeki gibi bu tür olumsuzluklar karşısında fazla üzülmüyorum ; nasıl olsa diğer kovanlarımla iş götürürüm diye .


Koskoca kovanda inanılacak gibi değil , bir tek arı kalmamış ya şu resme bakarmısınız.Seneye ve önümüzdeki yıllarda arıcılık adına daha olumlu işler yapmak dileğiyle..