28 Kasım 2009 Cumartesi

BALIN İÇERİĞİ

Sevgili arı dostları,

Genellikle alttaki resimde mevcut bilgileri hemen hepimizin bildiğini düşünerekten aslında tereddüt ettim günlüğe koymakta.

Bu tereddütün bir nedeni ise resmi, gecen hafta İzmirde düzenlenen tarım fuarında bizim birliğin standından almış olmamdı.
Kendilerinin izni olmadan yayınlıyorum ama zaten onlarda halkımızı bu konuda bilgilendirmek için bastırmamışlarmıydı bu broşürü?
Bu manada kendilerine şimdiden teşekkürler.

Fotoğrafta yer alan bilgiler en azından konuya yeni ilgi duyanlar (ve özellikle internette arama motorlarında bu konuda merak edipte anahtar kelimeyi yazdıklarında) açısından belge niteliğinde.

Bal konusunda insanımızın yeterince bilgi sahibi olmadığı gerçeği gözönüne alındında bal tüketimininde nüfusumuza oranla düşük olması kaçınılmaz sonuç olarak karşımıza çıkmakta.

17 Kasım 2009 Salı

DOMUZ GRİBİ VE BAL

Sevgili arı dostları, aslında bugüne kadar domuz gribi konusunda biz arıcıların temsilcisi konumunda olanların birşeyler yapması hususunda bekletilerim vardı.

Malesef şu ana kadar arıcıların temsilcisi konumunda olan örgütlerden "bu konuda bizimde diyeceklerimiz var " tarzında seslerini duyuracak adımlar atmadılar.

Balın faydalarını ülkemiz insanına anlatan ve son günlerde toplumsal paranoya seviyesine ulaşmasına az kalmış böyle bir bela karşısında balın olumlu etkileri olabileceği gerçeğini iletişim araçlarıyla duyurması ve halkımızın bal tüketimi konusunda daha bilinçli bir toplum olması konusunda açıklamalar yapması nede güzel olurdu.

Oysaki gelişmeler tam tersine seyretmiş ve ülkemizde bulunan ballarda GDO lu şekerler kullanıldığı gerekçesiyle bal tüketimizde olumsuz etki yapacak gelişmeler yaşanmıştır.
Gerçek balın ne kadar çok faydasının olduğu bilim adamlarınca açıklandığı halde halkımız tarafından doğru bilinen bir çok yanlışa bir yenisi daha eklendi.

Ülkemiz toplumu zaten bal tüketmeyi pek sevmeyen insanlardan oluşmaktadır.

Üstüne üstlük televizyonlarda arıcılarımızın ürettiği gerçek bala yapılan bu haksızlığı en doğru şekilde halkımıza anlatmak yine arıcı birliklerinin yapması gereken işlerden biriydi diye düşünüyorum.




Gerçek bal ile arıyla hiç alakası olayan kimyasal yöntemlerle üretilmiş ve adına bal ismi verilen karışımların bal adı altında aynı kefeye konarak yapılan haberler toplumumuzun bal tüketme alışkanlığına vurulan son darbedir.

Balın bir çok faydasının olduğu gerçeği bu kritik noktada toplumumuza acilen yapılan açıklamalarla yeniden duyurulması gerekirdi.

Bal kelimesinin, adına bal denilen karışımlarla bu tür haberlerde birlikte yer alması bile bala yapılan en büyük haksızlıktır.

Balın insan sağlığına olumlu etkilerini bilen arıcılar bu faydaları insanımıza nasıl anlatabilirler?

Pazarlama konusunda zaten içler acısı durumlara düşmüş bal üreticilerinin, doktorluğa soyunarak insanlara bal-sağlık ilişkisi konusunda yanlış bilgi vermelerinin önüne geçilebilirdi.


Domuz gribine vücut direnci zayıf insanların daha sık yakalandığı doktorlar tarafından söylenmektedir.Bunun çaresi ise vücudu daha dirençli kılacak ürünleri tüketmekten geçmekte.

Bu gıda ürünlerinin başında ise bal gelmektedir.Hatta dahada ötesinde sadece bal değil propolis, arı sütü ve polen tüketilmesi halinde vücudumuzun hastalıklara karşı daha dirençli olacağı bilim adamlarınca açıklanmaktadır.

Domuz gribinin biz arıcıları ilgilendiren tarafı, söz konusu bu ürünlerin halkımıza daha iyi anlatılması ve bilinçli tüketiminin sağlanmasıdır.

Ümit ediyorum ki inşallah insanımız bu hastalığı daha doğal ürünler tüketerek yenmeyi başarır.

Bal üreticilerinin temsilcisi konusunda olanlar da üstlerine vazife düştüğünün farkına varırlar.

9 Kasım 2009 Pazartesi

EVE DÖNÜŞ

Kasım ayı geldi nerdeyse yarısı oldu bizim arılar daha dağlarda.Havaların soğumasıyla birlikte benide yavaştan yavaştan aldı bir telaş.

Güçlü kovanlardan yana endişem yok ancak zayıflar kaderine terkedilmemeli diye düşündüğümden dolayı artık geri dönüş vaktinin geldiğine karar verdim.

Aylardır aynı bölgede duran arılarımız, bu sene iyi bal yaptılar.


Cumartesi günü bacanakla beraber düştük yollara; yapılacak işler olur hesabıyla erken çıktık ve kovanların genel kontrollerini şöyle bir yapınca fazlaca bir işimizin olmadığı ortaya çıktı.Kovanlarda taşıma esnasında çıtaların hareket etmemesi için yapılması gereken sabitleme işini arılar kış hazırlıkları kapsamında propolisle zaten yapmışlar.

Havanın kararmasını mecburen bekleyeceğimizden dolayı ormanda bol oksijenli ortamda bulunmanın doyulmaz lezzetini bol bol alalım dedik ve çıktık ufak çaplı orman turuna.

Ormanda bizden başka sayıları binlerle ifade edilebilecek miktarda kovanın bulundugu ve hemen herkesin durumdan memnun oldugu zaten daha önceki yazılarımda ifade etmişimdir.


Arka planda görülen hemen her yer çam ormanı ve tamamiyle bal salgılayan böceğin yaşaması için uygun iklime sahip bir bölge.

Bu bölgede daha yüksek rakımda da bulundugum için dikkatimi çekti, bu söz konusu böcek türü çok yüksek rakımlı yerlerde aynı ağaç olmasına ragmen yaşamıyor.Tahmin ettiğim üzere , belirli bir rutubet oranı ve hava sıcaklığı olması gerekiyor.




Bacanağım Zeki KARA ile beraber ormanda gezinirken ağaçların üstünden gelen arı vızıltısını ses kaydedici cihaz olsaydıda keşke sizlerle paylaşabilseydim.

Ağaçların üstü arı kaynadıgı için inanılmaz derecede arı sesi duyduk akşama kadar.




Hemen üstümüzde bulunan çam ağacının dalındaki arıların fotoğraflarını çektim,çalışmalarını takip ettim.Arı ağacın kabugunun arasından böceğin dışkı salgısını emiyor.

Salgıyı bulabilmek için sürekli olarak kabuk aralarına iğnesini sokarak arayış içerisinde.




Ülkemizin oksijen kaynağı ormanlarımız.Yaz mevsiminde çıkan orman yangınlarını düşünüyorumda!
Ne kadar yazık ...
Dile kolay geliyor, oysaki tek bir ağaç bile servet değerinde bence.
Erozyonu önlemede , oksijen salgılamada , doğanın kendi yaşam unsurlarını içinde barındırmasında, yakacak oduna ve evlerimizdeki mobilyalara kadar herşey ormanın sayesinde.




Sağlıklı bir işçi arı; Kabukların arasında salgı arıyor.





Ağacın üstünde mevcut böcek kozası ve hemen yanındaki işçi arı.





O kadar hızlı hareket ediyorlarki resmi çekerken netlemeye zaman bırakmadan hemen yer değiştiriyorlar. Arıların yerini belki erken değiştirdim ama ne yapalım kararı verdik bir kere.Halen doğadan bal gelişi var ancak bu tarihten sonra kış için de hazırlıklar yapmam gerekiyordu.Uzak mesafede olundugu zaman ilgi yetersizliğinden zayıflayan kolonileri kaybetmek istemediğim için kendi çiftliğime getirmekte çokta hata etmiş sayılmam.


Çam ağacının dalında bulunan arıların nasıl çalıştıklarını fotoğraf makinası ile kaydettim ama çok kaliteli bir çekim oldugu söylenemez.
Ağaçların üstü arı kaynıyor denecek kadar çok arı vardı ve çekim için malzeme bulmakta zorluk çekmedik.





video

2 Kasım 2009 Pazartesi

YENİ ASIR GAZETESİNİN HABERİ

Bu sene arıcılarımız geçmiş yıllara nazaran biraz fazla bal üretimi gerçekleştirdi.Tarım ürünlerinde her zaman ortaya konan basit bir oyun bu sefer arıcıların üretmiş oldukları ballarda oynanıyor.

Piyasada satılan tüm mal ve hizmetlerde fiyat, arz talep dengesinin kesiştiği noktada oluşur.

Arz fazla ise fiyat düşer,arz azaldıgı zamanda ise fiyat yükselir.

Bu basit denklem ülkemiz arıcılarının ne kadar zor şartlarda üretmiş oldukları ballar içinde geçerli.

Bu olumsuz işlevin olumlu şekle dönüşmesi için yapılması gereken ise oldukça basit; üretilen ürün fazla ise ihracat yapmak.Bunu başarabilmekte önceden hazırlanmış projeler çerçevesinde oluşturulacak olan alternatif pazarlar bulmaktan geçer.

Bugünkü Yeni Asır gazetesinin haberini okuduğumda aklıma gelen ilk düşünceler bunlar oldu ve sizlerle paylaşmak istedim.Yanlış yapan birileri var ama kimler?

Gazetenin linki aşağıda:

http://www.yeniasir.com.tr/HayatinIcinden/2009/11/02/aricilar_memleketlerine_donemedi

28 Ekim 2009 Çarşamba

BİR TENEKE BALDAKİ DRAM

Değerli arı dostları sizlerle bugün VATAN Gazetesi yazarı Sayın Can ATAKLI'nın arıcılıkla ilgili ,bizzat yerinde gidip görüp konu ile yakından ilgilenerek kaleme aldığı iki yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Kendilerine arıcılık konusuna gösterdiği ilgiye şahsım ve tüm arıcılar adına teşekkürlerimi sunarım.

Arıcılık konusunda her zaman doğru adımlar atılması ve üreticinin emeğinin karşılıksız kalmaması, tüketicininde sağlıklı bal tüketmesi en başta gelen hedefler olmalıdır. Ülkemizde insanlarımız her zaman herşeyin en iyisine layıktır. Arıcılık dünyasında sessiz kitlelerin sesi olmayı bir nebzede olsa başardığını düşündüğüm değerli yazarımızın tespitleri bu manada çok önemli.

08.10.2009 tarihli yazısı ;




Bir teneke baldaki dram


Marmaris’ten Datça’ya doğru Emecik Köyü yakınlarında, orman içindeyiz. Etrafımız arı kovanları ile dolu. Elimde tuttuğum kalemin üzerinde bir bal arısı dolaşıyor. Arıya bir şey yapmazsanız saldırmayacağını bildiğimden ilgilenmiyorum bile. Arı ellerimin ve yüzümün üzerinde bir kaç tur attıktan sonra başka tarafa yöneliyor.Çevremde 100’e yakın arıcı toplanmış. Sanki miting yapılıyor. Gerçekten çok şaşırdım, açıkçası böyle bir kalabalık beklemiyordum.

Mustafa Sarıoğlu’nun daveti üzerine geldiğim bölgede birkaç arıcı ile karşılaşacağımı tahmin ediyordum. Oysa duyan gelmiş. Bodrum’dan, Milas’tan, Aydın’dan bile gelenler olmuş.Çünkü çok dertliler. Çok sıkıntılılar. Çok öfkeliler.Ruhi Yaşar örneğin, Erzurumlu arıcı. Marmaris ormanlarından ekmeğini çıkarmaya çalışıyor. Elinde onlarca teneke balı var, satamıyor.

“Bir teneke 27 kilo bal eder. 100 liraya bile satamıyorum, halimiz ne olacak?” diye soruyor öfkeli ama vakur bir tavırla.Bingöllü Sami Atalay, Marmarisli Fikret Duman, Ağrılı Güngör Can, Antakyalı Ahmet Karaca, Adanalı Mesut Tamtürk aynı derdi anlatan, isimlerini not alabildiğim arıcılar.Peki bal olduğu halde neden alıcı yok? İşte işin püf naktası da bu zaten. Herkes anlatıyor, Arıcıların eski Başkanı Mustafa Sarıoğlu toparlıyor. “Elimizde bal var, alın terimiz göz nurumuz bu ballar yapılan ithalat, kaçak giren kalitesiz ballar ve en önemlisi çok ucuza olan sahte ballar yüzünden satılamıyor.”

Üretici balını piyasaya kendi süremiyor. Çünkü markasız bal satmak yasak. Marka olabilmek için de çok büyük üretim gerekiyor. Oysa çoğu 400- 500 kovan sahibi küçük üretici.O zaman tek çare toptancılara ya da büyük bal ticareti yapan markalara satmak. Büyük alıcılar ise ithalat yapıyor. Devlet desteği veren ülkelerin üreticileri ballarını düşük fiyatla satabiliyorlar. Özellikle Çin her alanda olduğu gibi bal konusunda da inanılmaz fiyatlar veriyor.İran, Arjantin gibi ülkeler de daha düşük fiyatla mal satabiliyor. Ama en önemlisi piyasayı kasıp kavuran “sahte” bal.

Hem sağlığa aykırı hem de Türkiye’de arıcılığı öldüren bir hırsızlık- dolandırıcılık türü.Kimi uyanıklar çıkmış, Tarım Bakanlığı’ndan “bal şurubu” yapma izni almışlar. Bal şurubu aslında hiçbir işe yaramıyor. Peki ne oluyor bu bal şurubu. Kavanozlara konup “bal” gibi satılıyor.Bal şurubunun ne balla alakası var ne de sağlığa yararı. Tam tersine F15 denilen bir madde ile yapılıyor. Bu da Friktoz- Glikoz demek. Yani şekeri bile normal şeker değil.Ama pek çok kişi marketlerde satılan bu kavanozları “bal niyetine” alıp çocuklarına yediriyor, şifa umuyor. Tabii ki tam tersine aslında o çocukların sağlığı bozuluyor.

Aslına bakarsanız konu çok uzun. Sağlığımızı etkilediği kadar ekmek parasını hiçbir medeni olanaktan yararlanmadan dağ başında kazanmaya çalışan tarım emekçisi arıcıların da sömürülmesine neden oluyor.Konuya başka ayrıntıları ile önümüzdeki günlerde de devam edeceğim.


24.10.2009 tarihli yazısı;

Sahte bala yargı izin vermiş


Marmaris ormanlarına giderek soframıza bal üreten arıcıların yaşadığı sıkıntıları görüp yazmıştım bir süre önce. Ürettikleri balları satamadıklarını, fiyatların çok düştüğünü anlatan arıcıların perişan hallerini de size aktarmıştım.Bal fiyatının çok düşük olduğundan yakınan arıcılar piyasadaki “sahte” ballara karşı mücadele edilmediğini, büyük alıcıların da fiyat politikası ile kendilerini zora soktuklarını ileri sürmüşlerdi.

Bunları yazdıktan sonra arıcılık çevrelerinden hayli tepki aldım. En başta sıkıntı içindeki bu sektöre dönüp bakmamdan dolayı çok mutlu olmuşlardı.Ayrıca aldırmak istemediğim üzücü bir gelişme de olmuştu. Meğer arıcılar arasında da her yerde olduğu gibi bazı ayrışımlar varmış.

Bazıları “Eyvah Can Ataklı’yı yanlarına almışlar, şimdi üzerimize gelecekler” demiş.

Böyle ayıp bir düşünce olabilir mi? Bu arada büyük üreticiler de aradılar.

Piyasanın en büyüğü Balparmak’ın sahibiyle uzun uzun konuştum, tesislerini gezdim, onları da yazarım.Gelelim bugünkü konumuza. “Sahte Bal” nedir? İlk yazımda biraz anlatmıştım: Tarım Bakanlığı 1998 yılında meşrubat yapımında kullanılmak üzere “bal aromalı şurup” yapma izni vermiş.İzni alanlar bunu içecek yapmakta kullanmak yerine rengi ve kıvamı ile oynayıp piyasaya bal diye sunmaya başlamışlar.

Gerçi ambalajın üzerinde “Bal aromalı şurup” yazıyor ama anlamak ne mümkün. Çünkü etiketin üzerinde kocaman bir petek ya da arı resmi, altında nal gibi “Bal” yazısı. Onun altında küçücük bir “aromalı şurup” ibaresi.Fiyatı da çok ucuz olunca birçok tüketici bal diye bal aromalı şurup satın almışlar.Şikâyetler üzerine harekete geçen Tarım Bakanlığı, sahtekârlık yapıldığını tespit etmiş ve 15.06.2007 tarihinde bu izinleri iptal etmiş. Böylelikle alınan bir iznin “hile yoluyla başka amaçla kullanılması” sona ermiş.

Ardından ne olmuş biliyor musunuz? Bal şurubunu bal gibi satan üreticiler Danıştay’a gitmişler. Danıştaş 10. Dairesi, bakanlığın sahtekârlığı önlemek için aldığı “Bal aromalı şurup imalini yasaklayan” kararını durdurmuş. Tabii bal gibi satılan bal aromaları yine ortaya çıkmış.Tarım Bakanlığı şimdi bu izni yeniden düzenlemek için çalışıyormuş.Bu bilgileri, Tarım Bakanlığı’ndan gönderilen resmi yazıdan aldım.

Bakanlık yetkilileri bir yandan iznin koşullarını yeniden düzenlerken diğer yandan aynı sahtekârlığın önünü kesmek için de çareler arıyormuş.

27 Ekim 2009 Salı

ÇAM BALI

Sezon bitti bitiyor derken havalarında ılıman gitmesi nedeniyle arılarımız oldukça iyi iş çıkardılar bu yıl.Yaklaşık olarak bir aydır çeşitli sebeblerden dolayı kontrole dahi gidemediğim arılarıma geçtiğimiz cumartesi günü kavuşmak nasip oldu.
Kovanlarda gördüğüm durum hiçte şaşırtıcı olmadı benim için.Köylü bir amcamızın telefonla bilgilendirmesi nedeniyle bal akımının hızlı bir şekilde devam ettiğini zaten biliyordum.


Durumu iyi olan kovanların bal akımı nedeniyle gerçekten iyi çalıştıkları hemen farkediliyordu.Çıtalarda doluluk oranı üst seviyeye çıkmış olanların alımı ve yerlerine kabarık boş petek verilmesi işlemine hemen başladım.



Petek gözlerin tamamen dolduğunu görmek arıcının tüm yorgunluğunu alıyor.




Alalımmı almayalımmı denilecebilecek türden çıtalardan bir tanesi.


Bal akımı devam ettiğinden arı, anaya yumurtlama alanı bırakmayacak derecede bir damlada olsa bal koyuyor ve bir şekilde onu yönlendirmiş oluyorlar.



Kışlama için ideale yakın duruma gelmiş çıtalardan bir tanesi.Görüldükten sonra tekrar kovandaki yerine bırakıldı.

Orta kısımda yavrulu alan ve kenarlarda bal kemeri.Arı nüfusunun iyi olduğu kovanlarda yavrulama faaliyetleri oldukça iyi gidiyor şu an için.


Tamamen balla bloke olmuş çıtalar kovandan alınarak ana arıya yumurtlama alanı , arıyada bal koyacak yer açmak gerektiğinden bunların yerine boş kabarık petek verildi.

Ben kovanlarda bir taraftan doşlu boş çıta değişmi yaparken yanıma gelen köylü arıcılardan bir büyüğümüz.Zamanımız az yapacak iş çok oldugundan dolayı kovan başı sohbet ederek güncel durum değerlendirme yaptık.Kendisi uzun yılların arıcısı oldugu her halinden belli.Ancak benim arıcılarda tespit ettiğim bir durum var.Kovan sayısının az yada çok olması arıcının yaşı ve kaç yıllık arıcı oldugu sorularının cevaplarına göre karşısındakiyle ona göre iletişim kurma olayı.Tamam belki ölçü için bu kıstaslar geçerli olabilir,doğrudur, sözümüz yok ama bence önemli olan kovan başı alınan bal miktarına göre arıcının işini ne kadar iyi yapıp yapmadıgına bakılmalı.


Karşılıklı yapılan sohbetten sonra işimize devam ettik ki akşam hemencecik oluveriyor zaten. Kısa günde oldukça yorulmuşum.Pazar günük ayak kaslarımın ağrımasından hamlamış oldugumu farkettim.


Bal-polen ve kapalı gözlü alan miktarına bakmak,hastalık durumunu kontrol etmek,ana arıyı görüp birazcıkta izlemek koloninin sağlıklı oldugu konusunda güven veriyo arıcıya







Bal akımı devam ettiğinden dolayı arılar oldukça sakin olduklarından hatıra fotoğrafı çekildik .


Bu arkadaşı kovanların etrafında gezinirken gördük.Bir çeşit çekirge ama oldukça büyük ve sakin yapıda ; kaçmak bilmediğinden zorla gönderdim uzaklara.

















28 Eylül 2009 Pazartesi

SEZON BİTERKEN

Merhaba,
Arıcılık dünyasından ayrı kalmak belki bizler için düşünebileceğimiz en son olasılık;insanın hayatında hastalık diye tabir edilen bazı vazgeçilmezleri vardır ya arıcılıkta işte böyle birşeymiş.

Bir çok insan konuşurken bile arı iğnesi korkusu yaşadıgından dolayı fazla ılımlı bakmadığı bu hastalığa yakalanışımızdan bu yana 3 yıl geçti. Arıcılıkta ne kadar yol aldık diye geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz tablo şu: Öğrenmenin sonu yok,öğrendikçe daha birçok öğrenmemiz gereken nokta oldugunu farkediyoruz.

Emekleme döneminde yaptığımız hataları tabiki inkar etmemiz mümkün değil ancak bunları bir daha yapmamak üzere ders alabilmekte bizler için iyi bir tecrübe.Tecrübe kazandıkça arıcılıkta daha bir pratikleşip daha doğru kararlar ve sonuç olarak daha doğru uygulamalar yapacağımız kesindir.



Arıları sezon başında kestane çiçeğinden bal almak amaçlı olarak götürdüğümüz bölgede malesef istediğimiz verimi alamadığımız için kolonilerim istemediğim şekilde zayıflamışlardı. Ani bir operasyonla nektar açısından daha zengin olan başka bir yere taşıdıgımız arılar kestaneden günü kurtardı diyebileceğimiz oranda bal topladılar.

Bölgemizde flora açısından zengin oldugundan neyi nasıl yapacağımıza dair yöredeki eski arıcılardan görüş alarak hareket etmek bence en doğrusu olacaktı vede öyle yaptım.

Kestane çiçeğinin nektar olayı bitince tek yapmamız gereken kovanları çam ağaçlarının oldugu bölgeye taşımak ve umutlu bir bekleyiş içinde tatile çıkmaktan başka çaremiz yoktu.

Öneriler bu yönde olunca bizim kovanlar tekrar yola düştüler.Hep diyoruz ya tecrübe diye.Biz internetten hobi amaçlı yaptıgımız arıcılık faaaliyetlerini birbirimizle paylaşırken internetle hiç alakası olmayan ve yüzlerce koloniye sahip arıcılarımız çoktan çamlık alanda yerini almıştı bile.

Bizede bir kıyıda yer bulunurdu elbet.Öyle ya eloğlu başka memleketten gelmiş yerini kapmışta bizimkiler üvey evlat mı?


Arılarımızı çam ağaçlarıyla dolu alanda temmuz ayının sonuna doğru bırakıp tatile gittik, gittik ama aklımız tabiki arıların iyi iş çıkarıp çıkaramayacaklarında.Bize söylenen bu yılın verimli bir yıl olacağı beklentisi olduğuydu,yaşlılar haklıymış.Yıllardır orda doğmuş büyümüş floranın yıllardır süre gelen döngüsüne bizzat şahit olmuş oranın toprağıyla haşır neşir olan insanlar yanılırlarmı hiç!

Dedikleri doğru çıktı ve ben tatil dönüşünde arılarıma kontrole gittiğimde ilk defa petek gözlerinin balla doldugunu sevinçle gözlemledim.

Yıl boyu süregelen icraatlerimiz karşılığını alacak gibi.Benim bu işte henüz maddi hesaplara girecek bir beklentim olmadığından elde ettiğim kazanç, en başında dağlarda soluduğum bol oksijen , farkında olmadan yaptığım sportif faaliyetler ve hayatıma kazandırdığı ivmelenme ve sağlığım.

Severek yaptıgım arıcılığın bana bunların yanında birde kahvaltı masamıza ilave edilecek bir kase balı hediye etmiş olmasıda işin özüyle alakalı değeri ölçülemeyecek derecede katkıdır benim için.

Arıcılığa başladıktan sonra iyi kötü bazı püf noktaları öğrenmiş olmanın sonucunda sağlıklı üretilmiş gerçek balın tadına varınca geçmişte bal niyetine yediğimiz maddeler için üzülmemek elde mi?

Heleki içinde arı kovanıyla hiç bir şekilde alakası olmamış nasıl üretildiğine dair belirsizlikler olan sahte bal kavanozlarının veya gerçek bal oranı oldukça düşük olan ve bal adı altında satılan maddelerin nasıl kolaylıkla insanlara satıldığına şaşkınlıkla şahit oluyorum.Allah bir daha o tür şeyler yemeyi nasip etmesin bizlere...



Bu yıl umduğumdan fazla bal süzmek nasip olunca bizim kullanmayı bekleyen sağım makinasına oldukça iş düştü tabi. Ona iş düştüde bizim kollarda bu arada iyi kas yaptı.Petekler kırılmasın diye kimselere bırakamadığım kol çevirme işine kendimce ekonomik çözüm bulmam lazım.Yoksa amerikayı yeniden keşfedecek halimiz yok.
Kış mevsiminde bu konuyla ilgilenecem ve nasip olursa seneye kol kaslarını güçlendirmek için sağım makinasına ihtiyacım kalmayacak.



Bu görüntüye baktıkça aklıma ilk gelen şey Kuranı Kerim'in bir ayeti, şu anda hangisi olduğunu tam hatırlamıyorum ama cennette vaad edilen güzelliklerden biride içinden bal akan çeşmeler olduğuydu.


Arıcılık penceresinden bakıldıgında sene boyu çekilen yorgunlukların bir anda bitiverdiği sağım günü ve elde edilen ürünü seyretmek yeni yılda bizi bekleyen daha fazla yorgunlukların habercisi gibi.

Her yıl belli oranda artan kovan sayısı bu kaçınılmaz sonun habercisi.Nasıl olsa emekliliğe çok var acelemiz yok.




İçindeki balı süzdüğüm çıtaları tekrar yalatmak üzere kovanlara götüreceğimden çıtalara uygun ebattaki poşetlere koyarak emniyete alıyorum, aksi taktirde anında güvelenmemesi işten bile değil.
Güve konusunda derin dondurucu işi iyi bir çözüm ancak arılıkla ev arası mesafesi uzak olan bizler için oldukça meşakkatli.



Bundan yaklaşık olarak 15 gün evvel arılara kontrole gittiğimde artık kış mevsiminin gelmesi dolayısı ile yavaş yavaş fazla çıtaları alıp kışlatma pozisyonuna getireyim diye düşündüğüm kovanlarımda arıların yaptıgına bakarmısınız.Bu hafta sonu katta duran şurupluğa dalak örmemişler mi.
Şu anda bir çok bölgede kışlatma pozisyonuna giren arılarımız bu bölgede halen dalak yapacak derecede bal getiriyorlar;bu dalak bunun göstergesi değil mi?























9 Eylül 2009 Çarşamba

BİLİYORMUYDUN

*Atatürk`ün dünyada `başöğretmen' sıfatlı tek lider olduğunu...

* Bir geometri kitabı yazdığını...

* Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasının bizzat Mustafa Kemal olduğunu...

* Norveç`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu.

* ''Atatürk'' çiçeği'nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını...

* Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki; Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu...

*''Mimber'' adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini...

* Kurtuluş Savaşı'nda rütbe alan bir çok kadın askerlerimizin olduğu, dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimizin olduğunu, Üst teğmen Kara Fatma'nın 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine bizzat Atatürk, tarafından atanmış olduğunu...

*Bir röportajda Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?' diye sorulduğunda 'Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için, davet gelirse düşünürüz' dediğini ve bunun üzerine BMyasasının değiştirildiğini ve üyeliğe davet edilen ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu....

*1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; 'Şuanda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim' dediğini...

*1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;
'Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal, gibi lider getirir' denildiğini...

*1996'da Haiti Cumhurbaşkanının vasiyetinde, mezar taşına yazılmasını istediği metinde; 'Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal ATATÜRK'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm' yazdığını...

*2000'de ABD Başkanı'nın milenyum mesajında; ''Milenyumun hiç şüphe yoktur ki; tek devlet adamı Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.
Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış, tek liderdir' denildiğini...

*2005'de Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un önerisinin 'Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk'ü örnek alsın yeter' olduğunu...

*2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini... BİLİYOR MUYDUNUZ!!!

Izmir kurtulmus, çok tatli bir yorgunluk, Ankara'ya hareket edecekler... Trene binerler ve kompartimana çekilirler.
Ertesi gün, yaveri, Atatürk'ün kompartimaninin kapisini çalar.
Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatini yikamaktadir.
Yaveri:
'Pasam bu ne hal, hiç uyumadiniz herhalde; niye böylesiniz', der. '
Çocuk, kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz, kolumu yastik yaptim agridi, setremi yastik yaptim üsüdüm, uyumadim kalktim', der.
Yaveri:
'Aman Pasam! Birimize haber vereydiniz; hemen size bir yastikla battaniye getirirdik', der.
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir:
'Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kiyamadim. Önemli olan benim uyumam degil; milletimin rahat uyumasi'.

ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ; HÂLA UYANAMADIK?...

1 Temmuz 2009 Çarşamba

KESTANELİK 2

Tecrübe tecrübe tecrübe!!!




Arıcılıkta daha çook ekmek yememiz lazım...




Arıları mayıs ayının 24 ünde kestane ağaçlarının bol oldugu bir yere götürdük güya!



Bizimki evdeki hesap çarşıya uymadı cinsinden oldu kelimenin tam manasıyla. O kadar hazırlan, arıları hazırla katlarını nüfusa göre ayarla bal alacak ayrı gelişecekler ayrıydı derken gittiğimiz bölgede hiçte aklımıza gelmeyen bir ayrıntıyı yeni öğrenmiş olduk.Eski arıcılar bilir belki ama sonuçta ben yeni öğreniyorum bu olayı ve daha bilmediğimiz bir çok şey var ve bunları yaşadıkça öğreneceğiz;kestane ağacının cinsini dikkate almadık.İşte atladıgımız ayrıntı bu...




Arıları götürdüğümüz bölgedeki kestane ağaçları aşı kestanesiymiş ve aşı kestanesinin çiçeklenme olayı nektar bakımından sıfıra yakın bir şekilde gerçekleşirmiş.Nakil işleminden sonra geçen yaklaşık bir ay boyunca her defasında gözlemlediğim çevrede ağaçlardaki çiçeklerin henüz istediğimiz kıvama gelmemiş olmasında ayrıntı buymuş meger.




En son 20 haziranda arıcı bir arkadaşla arıları götürdüğümüz bölgede önümüzdeki sene için google haritadan bakarak daha iyi yerler arayalım diye cıktıgımız dağ gezisinde önümüze çıkabilecek en iyi insan karşımıza çıktı. İsmi Mustafa Furgan. 62 yaşında ve arıcılık konusunda yakın bölgeden ilk defa arıcı bir abimiz oldu.Kendisini çıktıgımız çevre gezisinde arılarının yanında çalışırken bulduk ve verdiğimiz selamın ardından bize öyle bir misafirperver davrandıki yani ben kendi adıma çok şaşırdım.



Tanışma faslının akabinde 1983 yılında kendiside aynı tecrübeyi yaşamış ve bizim arı götürdüğümüz bölgede 370 arıdan bal almak bir yana 290 arıyla ancak dönebilmiş.Bundan böyle ne yapmamız gerektiğinide bize tek tek anlattı tabi daha sonrasında.




Hiç vakit kaybetmeden arıları bulundugu bölgeden alıp kendisinin göstereceği yere taşımamızı söylemesi üzerine ani bir gece yarısı operasyonu ile arılarımızı yeni yerlerine naklettik.








Mustafa amcanın (diğer adı balcı mustafa) kendisi arıcılığın yanında asıl uğraştığı iş ise bağcılık ve kiraz yetiştiriciliği. Bize tanıştıgımız andan itibaren bağlarını ve henüz dalından koparılmamış kirazların bulundugu kiraz ağaçlarını gösterdi ki ben ömrümde böylesine güzel kiraz yememiştim bugüne kadar.





İşte bahse konu kestane ağaçlarının çiçeklerindeki farklılık.Üstte bir türlü istediğimiz kıvama gelmeyen gelemeyen aşı kestanesinin çiçeği,alttada tam arıların ağzına layık deli kestanesinin çiçeği!



Arıları kestaneye götürürken dikkat edilmesi gereken ince ayrıntılardan birini böylece öğrenmiş olduk.



Her taraf kestane olabilir ama bal almak istiyorsan o ağaçların cinsi aşı kestanesi değil deli kestane olacak.....

Resimler aradaki farkı anlatıyordur sanırım...











İşte arılarımızın yeni yeri.Her ne kadar kestanenin çiçeklenme dönemi bitmek üzere olsada yetişebildiğimiz kar diye düşünerek bu yeni yerimizden faydalanmaları için ne gerekiyorsa yaptık.

Şimdiki yerlerinde ağaçlarla arıların mesafesi metrelerle ölçülebilecek derecede yakın bakalım, fark oluşacakmı?






Arıları koyacağımız yerde sararmış otlar mevcuttu yer tespiti yaparken , gece diğer arkadaşlar kovanları indirirken ben garibana düştü gecenin o vaktinde benzinli tırpanla o otları temizleme işi.









Kovanlardan birinde bu yılın ana arılarından birini takip ediyorum.Tam olarak doğumu ne zaman oldu tam bilemedim ancak yumurta atıp atmadıgına tam karar veremedim.Anayı gezinirken takip ederken bir şey dikkatimi çekti ; arının arka kısmında beyazımsı bir şey vardı ve bende bir türlü tam resimleyemedim bu farklılığı. Bir dahaki gidişimde hem o takılıp kalan yabancı maddenin ne oldugunu yakın gözlüklerimle inceleyeceğim hemde belkide ameliyat masasına bile yatırabilirim anayı...

























17 Haziran 2009 Çarşamba

KESTANELİKTEYİZ

Sezona girerken elden gelen aklımızın yettiği tüm işlemleri yapmaya çalıştığımız ve bundan sonrasını yüce yaradanımıza bıraktığımız bu günlerde arıların durumu orta halli diyebilirim.



Kovanlarımı ege bölgesinde kestane ağacının çok oldugu bölgelerden birine götürdüm. Kovanlar,sayı olarak çok olmamasına rağmen taşınması gerçekten çok zor bir iş olduğunu bu yıl daha iyi anlamış olduk.İmece usulü yapılması gereken bu işlerde ekibe adam bulmak sanırım özellikle ege bölgesinde çok zor.Tanıdık tüm arıcılar kendi başının çaresine bakmakla meşgul oldukları için yardımlaşma olayı yok denecek kadar az.


Kestane balı almak için hazırlıkları yaptıgımız geçtiğimiz ay boyunca tüm takviyeler bal alınacak kovanlara yapıldı.
Yalnız burda ince bir nokta var,kestane çiçeğinin açması gecikti! Bu gecikme nedeniyle tarlacı arıların ömürleri çiçeklenme dönemine nerdeyse yetişmeyecek gibi bir durum ortaya çıktı.

Zamanlama hesabını tam tutturabilmek için bu yılıda tecrübe kazanılan yıllar içine dahil edeceğimiz anlaşılıyor.

Seneye kestane çiçeğinin açmasından yaklaşık bir 20 gün önce takviyeler yapılmış olsa sanırım yeterli olacak.Bu süreden önce yapılan arı birleştirmelerinde malesef tarlacı arılar yaşlandıklarından dolayı çiçeklenme döneminden maksimum faydayı almak zor.

Bu hafta sonu kestane çiçeklerinin açması durmuna göre yeni bir düzenleme ve yeni hedef belirleme çalışması yapacağım .Kestane balı alınacak kovan sayısı yeniden gözden geçirilecek ve ona göre ayarlamalar yapılacak.

Tüm arıcı arkadaşlara saygılar,emeklerinin boşa gitmemesi dileklerimle...




25 Mayıs 2009 Pazartesi

DUVARDAKİ ARI

İçinde insanların yaşadığı taş evin duvarlarında yuvalanmış arı kolonisi!
Ben şahitimki yıllardır o duvardaki yuvasında mutlu mesut yaşıyorlar.
İnsanların müdehalesi olmadan,hastalıklara karşı müthiş dirençli oldugunu düşündüğüm ve yaşamını hertürlü riske karşı idame ettirebilen bir ırka dönüşmüş koloni.


video

3 Mayıs 2009 Pazar

OĞUL GÜNÜ

Bugün yine tamamen tesadüfe bağlı olarak arılığa vardıgım anda yeni çıkmakta olan bir oğulu görmek nasip oldu.Bu oğulun hangi kovandan çıktıgını gözlerimle şahit oldum ancak nasıl oğula çıktıgını ben bile henüz çözümleyemedim.Hiçte oğula çıkacak bir kovan değildi.Yaptıklarımı iyiden iyiye karıştırdım, o kadar çıta kontrolu ve kontrol sonucunda çıta transferi yapmama ragmen gözden kaçan bir durum vardı galiba.



Çok uzağa gitmeden şükür ki yakındaki bir minik ağaca kondular.Tabi yakına konsunlar diye teneke çalmaktan tut melisa yağını o an için sağa sola bulaştırmaya kadar bir sürü şeyler yaptıgımıda belirteyim.


Burda hiç aklıma gelmeyen bir uygulamayı yapmadıgıma pişman oldum,nasıl olsa hangi kovandan cıktıgını gördüğüm bu oğulu , oldugu gibi kendi kovanına iade etmem gerekiyordu. Böylece kovanıda zayıflatmamış olacaktım.








Oğul kondu, biraz dinlendi ve sıra geldi magazine.Aslında oğul almanın heyecanı ile panik yapma devirlerimiz geride kalmış olmasına ragmen yinede tatlı bir heyecan yaşadığım gerçek.


Bir gün önce elde olmayan nedenlerden ötürü başımdan ve boynumdan çok iğnelenmiş olmam nedeniyle biraz korkuyorum ya , hadi kazasız belasız atlattık magazin işini.









Bu arkadaşta son görevini yerine getirememiş tam olarak, gitti iki polen tanesi :)




Makinamdan çıkan iyi fotoğraflardan biri, bir kaç tane çekmiştim içlerinde en güzel bu kare çıkmış.